top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAv. Çiler Nazife Koşar

KARA SEVDAM ADALET


Konak - Karşıyaka vapurunun güvertesindeyim. Hava az bulutlu. Rüzgar çeşitli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esiyor. Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi raporlarına göre, sıcaklık gölgede otuz altı derece. Vapur, ardında bembeyaz köpükler bırakarak ilerliyor. Ve ben elimde siyah evrak çantam, siyah cüppem; üzerimde siyah tayyörlerim ile her sabah adliyenin yolunu tutuyorum. Bir karanlıktır çöküyor ruhuma.

Dosyalar arasında, duruşma salonlarında, cezaevlerinde geçen bir ömür. Kumlar üstünde yitip giden ayak izleri.

"Sayın yargıç, müsade ederseniz arz edeyim efendim, müvekkilim.. Bunu gelecek duruşmada.. ne münasebet efendim... Lütfen.." Ama dinlemezler. Zaman yoktur, bitirilmesi gereken dosyalar vardır. Peki bütün bu üçkağıtlar, haksızlıklar, yolsuzluklar, komşu kavgaları, iflaslar, borçlar, arazi ve miras davaları, faili meçhul cinayetler dar vakitlerde nasıl çözülecek? Adalete olan inancımı kaybediyorum...


1982 Anayasa'sının başlangıcında; yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında eşitlik ilkesine değinilmiştir. Kararname ile yasayı birbirine karıştıran, hakim ve savcıları memurlaştıran, kerameti kendinden menkul bir hukuk anlayışı; Anayasayı ihlal etmek pahasına yıllardır bu eşitliği göz ardı etmiştir. Yasama ve yürütmenin hiç de adil olmayan bu yetki tecavüzleri yargıyı çiğnerken; aynı zamanda devletin de saygınlığını ve vatandaş nezdindeki güvenilirliğini çiğnemiştir. Yargının bütçedeki payı, neredeyse %1 lerin altına düşürülerek, bu eşitsizlik daha da somutlaştırılmıştır. Derme çatma adliye binaları, doğru düzgün çalışmayan bilgisayar ağı, personel eksikliği, tıkanmış bir adalet sistemi...


"Molierac"tan, rahmeti Faruk Erem hocamız aktarmış. Meslek Kuralları şerhinde;

"Binlerce yıl önce 'Aeropage' denilen Adliye Binası, duruşmalardan önce baştan sona yıkanır ve temizlenir, adeta kutsal sayılırdı. Ve böylece, hakim ve savcılara bu binaya tertemiz ve saf olandan gayrısının giremeyeceği hatırlatılmış olurdu."

Aradan yaklaşık 2500 yıl geçti. İşte 21. yüzyıl ve işte kara sevdam adalet...

Günün koşullarına cevap veremeyen, taşıdığı imalat hataları nedeniyle hukuksal ve toplumsal çıkmazlara yol açan yasalar; halkın yargıya olan güvenini sarsmakta, adi suçlarda bu nedenle akıl almaz oranda artış olmakta, vatandaş adaletin ağır işleyişi nedeniyle kendi hakkını kendisi arama yolunu seçmektedir. "Dura dura bayatlayan adalet" yüzünden, umudunu mafyavari çetelere bağlamış bir toplum yarattık. Hasar tespitleri ortada..!

İşte bilanço ve işte kara sevdam adalet...


Oysa Hukuk, bir "üst dil"dir. Hukukun en sağlam sigortası da, yine ve yalnızca hukuktur. Hukukçu; tüm görüşler ve inançlar karşısında yansızdır, partiler üstüdür. Ama hukukçu; asla korkak, pasifize edilmiş, edilgen, sinmiş ve sindirilmiş de değildir. Hukukçu tam tersi; her şeyi ve herkesi ayrımsız ve yüksek sesle sorgulayan, entellektüel, düşündüğü gibi konuşup, konuştuğu gibi düşünendir. Hukukçu; dokunduğu herşeyi hukuka dönüştürendir. Hukukçunun paradigması ve parolası; akıl sayısınca düşünce, yürek sayısınca sevgidir.

KARA; "KİR"İN RENGİDİR.

KARA; "KUŞKU"NUN RENGİDİR.

Kara; tüm çirkinlikleri, kiri ve kuşkuyu, tıpkı gecenin karanlığı gibi örter.

Vapur, Karşıyaka iskelesine yanaşıyor. Balıkçı motorları, mavnalar, tekneler az ötede. Midyeciler, simitçiler, çiçekçi kadınlar bir ağızdan akşamı bağırıyorlar rıhtımda.

Doğrusu, eğrisi, sorunları ve çelişkileriyle de olsa; bir birey ve hukukçu olarak; bu ülkeye ve bu ülkenin adaletine olan kara sevdam beyaz olsun istiyorum. Ülke sorunlarının kıyısında köşesinde değil; en ortasında ve odağında yer alan, pembe ya da mavi fark etmez, fakat bembeyaz hukukçu kimliklerimizle tüm düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta, kamu vicdanını sızlatmayan, yansız, meşru, akılcı, dürüst, temiz, beyaz, bembeyaz bir yargı istiyorum.


Av. Çiler Nazife Koşar


6 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page