top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAv. Çiler Nazife Koşar

DERİN DEVLETİN İLK İZLERİ – İTTİHAT VE TERAKKİ




ANAYASA İÇİN GİRİŞTİKLERİ FİKRİ MÜCADELE SONUÇ VERMEYİNCE SİLAHA SARILDILAR... FEDAİLİĞİ YENİDEN TANIMLADILAR.. NİZAMNAMELERİNDE MUHALİFLERİNİ SUSTURMA VE CEZALANDIRMA YÖNTEMLERİNİ USULE BAĞLADILAR. TEŞKİLAT-I MAHSUSA’YI DA ONLAR KURDU.


“Fransız Devrimi sonsuza kadar yinelenecek olsaydı, Fransız tarihçileri giderek daha az gurur duyacaklardı Robespierre’le. Ama bir daha asla geri gelmeyecek bir şeyi konu edindikleri içindir ki, devrimin kanlı yılları yalnızca sözcük, kuram ve tartışma olup çıktı, tüyden daha hafif bir şey oldu...” diyen Kundera, tarihe bakış açımızın hangi perspektifinden olursa olsun, geçmiş zamanın bir hikâyesi olmaktan öteye geçemeyeceğini bildirir.


Yine de tarih, kendisine has gizemiyle her daim ilgimizi çekmeye devam etmiştir. Kimi zaman hayranlık doğuran bu ilişki, varlığı dolaysıyla değil geçmiş zaman, gelecek zamanın da ötesinde bir yerde kendisine kulak vermemizi beklemektedir.


En çok göz izi, tarih kitaplarında saklı değil midir? Bu hayranlık, yirmi birinci yüzyılın tüm akışına inat, pre-modern romantikliğimizin bir eseri de olabilir, kim bilir...


Kundera ise bu yardımiyeti şunları betimler; çözülüp yok olmanın günbatımından onu şey, hatta giyotin bile bir geçmişe özlem perdesine bürünür ...



YAKUP CEMİL ÇEKİP VURUYOR PAŞAYI, KİM OLDUĞUNU BİLE TANIMIYOR ...

EN ÇOK TARTIŞILAN OLAYLARDAN BİRİ BABIALİ BASKINI ..

YAKUP CEMİL, NAZIM PAŞAYI NEDEN ÖLDÜRDÜ ...?



Balkan savaşları hezimeti kapsayan Nazım Paşa gözden düşmüştü. Kamil Paşa tarafından görevden alınacaktı. Yalnız ittihat ve Terakki, Nazım Paşa'ya ki ki; biz durumda hâkim olursak siz sadrazam olursunuz. Nazım Paşa de “peki” diyor, onun için müsamaha ediyor.


Babıali baskınındaki birliğin kumandanı değiştiriliyor ve ittihatçı subaylarından biri getiriliyor. Ancak Enver Paşa'nın haberi yok.


Beyaz atına binmiş 11.fırka başkanı, diğer arkadaşlarlarla Babıali'yi basacaklar. Enver Paşa geliyor ya bir asker yok, tek şart ...


Bir defa geliyor, korkmak da olmaz. Babıali'ye yürüyen tek askerdir Enver Paşa. Tabii toplantı halısın kabine.


G görünüyor. “Bana verebilirsiniz söz bu muydu?” Diyor. Yakup Cemil vasat teşhisi. Hepsi böyledir fedailerin. Yakup Cemil çekip vuruyor paşayı, tanımyor ki o kim? Onun için fark etmiyor.


İttihat ve Terakki çok çaresiz.


II. Abdülhamid gibi hem akıllı, hem zeki rakibi var ve çok şüpheci .. Üstelik haklı da. Kendisinden önceki iki padişah halleştirilmiş kadro var.


Enver Bey Manastır'da, Niyazi Bey Resne'de, Selanik'te emrindeki birliklerle dağa yazdırlar. “Dağa çıksalar ne olacak” denilebilir. Amaçları başkaldırma, gösteri. Eşkıya takibinde de tecrübeliler. Devlet bunu huruç ales sultan (iktidara başkaldırı) saymış, üstüne Şemsi Paşa komutasındaki birlikleri gönderiyor.


Şemsi Paşa Manastır Postanesinden geliyor. Mabeyn ile arasında özel şifre var.


Telgraf çekiyor.

“Geldim, yarın hareketi başlatacağım”.


İttihat ve Terakki bunu biliyor. İttihat ve Terakki'nin ihracatı iki yol var. Ya kaderine razı olacak ve kalk, ya da kendi metodlarınızda kullanacaksınız.


Fedailer tarafından kura. Mülazım Atıf Bey seçilmiştir. Yani Atıf Bey'in yaşadığı pahasında da Şemsi Paşa'yı açığıyla mecburiyetindedir.


Başka tür İttihat ve Terakki kendi de silinir. O zaman mülazım, yani üsteğmen. Geliyor postanenin pusu kuruyor, paşa çıkınca üç el ateş ediyor. Bir kurşun Şemsi Paşa'nın şah damarını parçalayıp öldürmüş. Bu Abdülhamid'e karşı girişilen büyük bir hareketti ...


İttihat ve Terakki’yi ortaya çıkaran siyasal ortam, bir ara yürürlüğe sokulmuş sonra yürürlüğü ertelenmiş Kanun-i Esasi’nin yeni baştan yürüklüğe sokulması çabasıdır. Şimdi ilk Kanun-i Esasi’yi hazırlayan ve ilan ettiren harekete biz Yeni Osmanlılar hareketi diyoruz. Ama ikinci kez askıya alınmış yahut yürürlüğü durdurulmuş Kanun-i Esasi için yapılan çalışmaya Tarık Zafer Tunaya’nın deyimiyle II. Jön Türk adını veriyoruz.


Şimdi durum şu; tek iradenin bürün devlet yönetimine hâkim olması birtakım aksaklıkları meydana getiriyordu. Oysaki isalmi kuralda da bu var, meşveret esastır, yani dayanışma. Dolayısıyla toplumun da bu kararlar üzerinde etkisi olması gerekir. II. Jön Türk hareketinde amaç zaten budur. Toplumun yönetiminde irade beyanının olmadı...onun için de hem Kanun-i Esasi hem de Meclis-i Mebusan üzerinde ısrar etmişlerdir. İlk defa hareket askeri tıbbiyede başlamıştır. Yanı bu nedir, üç kişi beş kişi bir araya gelerek belli bir hareketi meydana getirmek, taraftar toplamak, mücadeleyi olgunlaştırmak ve sonuca ulaştırmak...


İbrahim Temo’nun hatırına dayanarak, doğrudan Mayıs ayı içerisinde ama 1889 yılında İttihat-ı Osmanî adıyla görüyoruz ilk kez bu kuruluşu. İbrahim Temo’nun anılarına bakarsak ilk düşünce Temo’dan geliyor, ilk isim. Evvela biz bir başlayalım diyorlar, sonra bunun devamı gelecektir. İbrahim Temo’nun saydığı isimler, Abdullah Cevdet, Mehmet Reşit Bey, Konyalı Hikmet Emin, bazıları Dağıstanlı Ali bey’i de buna katarlar. Ama benim esas aldığım kaynak daima Ahmet Bedevi Kuran olmuştur. Ahmet Bedevi Kuran bu tarihi verir, Temo da aynı tarihi verir, Mehmet Reşit Bey’de kendi anılarında bu tarihi verirler. Yani 21 Mayıs toplantının olduğu gün.


Peki, Carbonari ile ilgili bilgileri nereden geliyor?


Şimdi Merkez-i Umummiye'yi kullanarak yapabilirsiniz beşmeden her biri kol başı imiş. Diğerleri de bu kol başının hayatta sıraya göre numaralandırılmış. Ancak bu, İtalyanların kömürcü teşkilatı esaslıdır. Bu zincirlerin önemi şurada, Abdülhamit'ten haber almadığı taktirde, alınacaktır mutlaka, doğru doğru cemiyetin çökmesini sağlayan, bir birliğe feda etmek. Ancak başka halkalar yine buna tutun. Carbonari biliyorsunuz üçer kişilik hücredir. Bu üç kişiden ancak biri dışarıyla temas eder. Her birinin birbirini Terakki'nin bilmem ne görevlisiyim ne görevlisiyim demez adamlar.


Abdülhamit'e darbe girişimi ve “şeref kurbanları” 1895 yılında hapis ve sürgün gibi nedenlerle dağılmasından sonra şemyein memur, subay, ulema, gibi çevrelerden uzaklaşırlar. 1896'da cemiyetin yurtiçindeki örgütlenmeyi sağlamak Harbiye Nezareti Levazımatı muhasebe müdürleri Hacı Ahmet Bey vardı. Kendisi darbe yanlısı bir kimseydi. II. Abdülhamit'i devirip yerine V.Murat'ı tahta planlamayı planlıyordu. Cemiyetin ileri gelenleri Fizan, Trablus, Akka, Bingazi gibi yerlerde yer edildiler.




Bu olaydan sonra Harp Mektebi cemiyetin yeni merkezi olarak çıktı çıktı. Harp Mektebi'nin, Asker, Mektepler Nazırı Zeki Paşa'ya bir suikast planlamışken aralarından Giritli Halim'in ele vermesi sonucu yakalandılar. Sultan Abdülhamid, bir sene önceki darbe girişiminden sonra buralarda büyük bir tutuklama operasyonu oldu. 630 kişi tutuklandı; içlerinden 78 kişi “Şeref Vapuru” na bindirilip Fizan'a gönderildiler. 15 eylül 1897'de Trablusgarp'a indiklerinde valinin de bulunduğu Fizan'a gitmek yerine hapsedildiler. Bu sürgün olayı, “Şeref Kurbanları” na geçip, Abdülhamit'in saltanatındaki en büyük sürgün oyalıdır.

3 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

PARDON

bottom of page